|
Günümüzde
teknolojide, ekonomide, sosyal ve kültürel alanda yaşanan
son derece hızlı değişime uygun olarak, kadının
konumu da farklılaştı. Kadının her alanda yer almaya
başlaması ile yasadaki hükümler sosyal gelişimin
gerisinde kaldı. Sosyal, kültürel, ekonomik yaşamdaki
gelişmeler, aile içinde de karı koca arasındaki rol ayırımını,
eşitsizliği hergün biraz daha ortadan aldırmaktadır.
Evlenmeden önce hukuken eşit konumda olan kadın evlendiğinde
"koca ailenin reisidir, evlilik birliğini koca
temsil eder, kadın kocasının soyadını taşır”
etiketleriyle eşit olmayan bir durum karşısında kalır.
Batı
ülkeleri sosyal hayattaki gelişmeleri yakından izlemiş,
yasalarda değişiklik yaparak eşitsizlik içeren
maddeleri yürürlükten kaldırmıştır. Türk Medeni
Kanununun Aile hukuku bölümünde yapılacak değişikliklerle
kadın erkek eşitliği yasal olarak da yaşama geçirilmeye
başlanmalıdır. Bu arada, ülkemizde Türk Medeni
Kanunun da bazı değişiklikler yapıldığı (evlilikte
elde edilen mal, mülk eşit olarak ikiye bölünebilmekte
ve kadın isterse eşinin soyadına ilave olarak, kızlık
soyadını kullanabilmek gibi değişiklikler)gözardı
edilmemelidir.
Sanayinin
gelişmesi kadını evden çıkartıp, üretime soktu,
tabi ki bu durum kadına, birtakım zorluklar getirmiştir.
Kadın aile sorumluluklarını ön planda tuttuğunda, üretimin
dışında kalmakta, üretime katkıda bulunmak istediğinde
ise aile görevlerini tam olarak yerine getirememekte, bu
durum karşısında sürekli ezilmektedir. Tabi ki kadının
sosyal hayatta katılımının artması üretime katkıda
bulunması sevindiricidir. Ancak, kadınlarımızın ev köleliğinden
kurtulduğu noktada kadının üretime katkısı söz
konusu olmalıdır.
Evliliği
serveti arttırmanın üstüne kuran aileler için çocuklar,
mutlu ailenin meyvası olarak değil, soyu devam
ettirecek, mal mülkü yönetecek, serveti büyütecek bir
ürün olarak değerlendirilir, ona göre yetiştirilir.
Öte yandan ekonomik ve sosyal açıdan özgür olmayan,
ailesinin çevresinin baskısı altında olan genç kızların
çoğu kurtuluşu evlilikte alır. Evlendiğinde aile baskısının
yerini koca baskısı alır, bu kez kocasına bağımlı
hale gelir.
Her
nekadar çalışan kadınların zorluğundan bahsetmiş
olsam da, bu zorluklar birtakım gelişmelerle aza
indirgenebilir. Kadın ve Erkeğin ekonomik özgürlüğü
olduğu bir ilişkide veya ailede gerçek aşk;
paranın önemini yitirdiği, para gücüne bağımlılığı,
yarınından endişe duyulmadığı bir ortamda gerçekleşir.
İşte o zaman insanlar hiçbir zaman bağımlılık
duygusuna kapılmaz, evliliğini geçim dayanağı olarak
görmeden yaşar ve mutlu olur.
Kadınlara
düşen görev, kendi sorunlarını, gerek çalışma yaşamında,
gerek aile ilişkilerinde, gerekse toplumsal ilişkilerde
karşılaştıkları sorunları kavramak ve kavratmaktır.
Ayrıca sesini bulunduğu çevrede duyurmakla kalmayıp
sivil toplum örgütlerinde yer almak suretiyle, çözümler
aramalıdır.
|