| Öylesine
bir dağıldım, öylesine bir dağıttım ki... Ailem bile bu sefih yaşantıma
daha fazla göz yumamayıp terketti beni. O dayanılmaz, o çaresiz yalnızlığımı
giderebilmek, belki de O'ndan bir parça bulabilmek ümidiyle, birlikte olduğum
erkeklerin hiç birisi, bana cinsel bir hazdan fazlasını veremiyordu, ne yazık
ki... Aradığım şeyi bulamıyordum bir türlü. Hoş ne aradığımı da
bildiğim yoktu ya...
Internetin,
kadınlara, hele benim gibi dağıtmış, yalnız kadınlara, sunduğu cinsel
olanakların farkına da işte tam o sıralarda vardım. Inanır mısınız, bu
sihirli kutunun olanaklarını kullanmayı öğrenince, şöyle sohbet odalarında
küçük bir arayış, çet mi, çat mı her ne ise işte, orada bekleşen
erkeklere verilen küçük bir kaç pas, o anki ruh halinize uygun bir erkekle
tanışıp yatağınıza bile almanız için yeterli olabiliyor. Oralarda tanışıp
birlikte olduğumuz kimseler de çoğunlukla kısa, günü birlik ilişkiler
arayan, sonrasında ortadan kayboluveren adamlar oldukları için, başınızın
birisiyle belaya girmesi de pek nadir rastlanan bir şey. Zaten bu işte ustalaştıktan
sonra, daha ilişkinin başında, böylelerini kolayca farkedip uzak durmak da
pek zor olmuyor.
Şurdan
burdan bulduğum, başkasına ait projeleri yetiştirmek için sabahlara kadar
çalışıyor, aldığım parayı da yemekten çok, içki ve sigaraya
veriyordum. Sigara dedim de aklıma geldi: Benim internet dünyasında bulduğum,
Sanal Sevgilim, bir gün: " Sevgilim" demişti bana, "Kendini
harap ettiğini farkediyorum. Işten başını kaldır bir sigara molası ver de
iki lâf edelim." Cevap vermiştim ona: "Benim, sigara içme molası
değil, ancak sigara içmeme molası vermem söz konusu olabilir. Benim dudaklarımdan
sigara hiç eksik olmaz ki."
Aslında,
bu 'Sanal Sevgili' lafı da onun tercihi. Gene dağıttığım, internetin o müsait
ortamında bir şeyler arandığım günlerden birinde, bir sohbet odasında karşılaşmıştık,
bu Sanal Sevgiliyle... Gecenin çok geç saatlerinde, sohbet odalarından
birinde, aslında pek de geyik muhabbetini aşmayan, sözde bir edebiyat tartışması
başlamıştı. Birden bire, bambaşka şeyler söyleyen, alışılmadık yaklaşımları
olan biri karıştı aramıza. Sohbete katılanların hepsi, onun bu alışılmadık,
değişik yaklaşımlarına, tepki göstermiş, ona karşı bir cephe oluşturmuş
gibiydiler. Aslında ilk defa karşılaşıyorduk onunla. Nedendir bilinmez,
belki de içimde sakladığım, o gizli isyanın etkisiyle, ona karşı bir yakınlık,
bir dostluk hissettim. Onun yanında yer aldığımı belirten, bir kaç laf
ettim galiba. Bana döndü ve:
-"Siz
bir kadınsınız galiba?" Dedi.
Cinselliğimi
ön plana çıkaran bu soru karşısında alındım mı nedir:
-"Evet!"
Diye yanıtladım. "Erkekler arasında sürüp giden bir tartışmada kadınlara
yer yok mu?" Gibisinden bir şeyler söyledim.
Ve her
şey oracıkta başladı işte. Ilk konuşmamızdı bu. Takip eden günlerde,
birbirimize mesajlar göndermeğe başladık. O, bana e-kartlar, çok hoş e-
mailler atmağa başladı. Hoşuma gidiyordu mektupları. Ben de benzer şekilde
mektuplar yazmağa, kartlar göndermeğe başladım. Aramızda sıcak bir arkadaşlık,
ne bileyim ben, arkadaşlıktan da öte bir duygusal yakınlık gelişmeğe başladı.
Farkında bile olmadan, liseli aşıkların o duygusallık yüklü, o tertemiz,
o masum, o içli aşk mektuplarına dönüştü yazışmalarımız.
Gerçek
hayatımın tamamemen dışında, bir rüya, bir hayal ortamında, bam- başka bir
kadındı bu yazışmalara katılan aslında. Gerçek hayatımdaki o karmaşık,
o kaybedilmiş aşkın artıkları ile yetinmeğe çalışan kadın, bilgisa-
yarında,
Sanal Sevgilisinin mesajları ile karşılaşınca, duygusal, seven, genç, saf
bir kıza dönüşüveriyordu, her nasılsa. Gerçek hayatımın karmaşası, dağılmışlığı,
hatta iğrendiğim diyebileceğim sefahati dışında bambaşka bir ben
oluyordum, orada. Bilgisayarımı, bir genç kız heylecanıyla açıyor, ondan
gelmiş bir kart, bir mektup bulmak ümidiyle yanıp tutuşuyordum. 'Bu nasıl
olur?' diye düşünüyordum zaman zaman. Bilgisayar ortamının o bilinmez
esrarlı dünyasında, eski 'Ben' mi canlanıyordu yeniden, nedir? Bazen bu büyüden
kurtulmak için, inadına açmıyordum bilgisayarımı, unutmağa, kurtulmağa
çalışıyordum ondan. Onun da evli, hatta yaşlı bir erkek olduğunu da öğrenmiştim.
Ben de pek genç sayılmazdım, otuzu çoktan geçmiştim. Hatta ruhen, yaşlı
bir kadın sayılırdım. Yaşı umurumda değildi ama, başka, bambaşka bir
engel vardı, bununla da aramızda. 'Aman yarabbi!' diyordum. 'Başka evli bir
erkek daha mı?' Hayır, bu kadarını kaldıramazdım artık. Yoksa bu 'Sanal
Sevgili'de bulduğum, konuştuğum da O muydu?.. Hani, o aniden kaybediverdiğim
büyük aşkım mıydı? O'nunla yazıştığımı mı sanıyordum, benliğimin
gizli bir yerinde.
Bazen
bayağı alıştığımı, hatta aşık olduğumu farkeder gibi oluyordum, bu
Sanal Sevgiliye yazdığım mektuplara yansıyan, ifadelerde. O zaman
panikliyor, bu sanal ortamdaki buluşmalarımıza, yazışmalarımıza ara
veriyor, gerçek hayatımda önüme çıkanların peşinde, yataklarında arıyordum
kurtuluşu. Ama bir sürü hayal kırıklığı, bir sürü anlamsız ilişkiden
sonra, süklüm püklüm dönüyordum ona tekrar...
Melek
miydi bu adam, yoksa manyağın birisi mi? Her seferinde, beni daha da büyük
bir sevgi ve anlayışla bağrına basıyor, benim içinde bulunduğum bunalımın
farkında bir yaklaşımla, inanılmaz bir şekilde: "Senin mutlu- luğun önemli
benim için." diyordu. Benim için birşeyler yapmak, beni mutlu etmek için
çırpındığını hissediyor, buna şaşırıyordum da. Bir erkek, nasıl
olurdu da hiç bir şey beklemeden, bir kadını böylesine platonik bir aşkla
sevebilirdi ki?.. Yok yok, bu aşk pek öyle platonik filan da değildi doğrusu...
Mektuplarının içine ustaca ve kibarca gizlediği o büyük ihtirası
farketmemem olanaksızdı. Böylesi mektuplarını okurken, benim de bakire bir
genç kız gibi heyecanlanmam şaşırtıyordu beni. Hem bu cinsel heyecanın,
bambaşka, yaşayıp gittiğim cinsel beraberliklerdekinden daha değişik bir
zevki olduğunun da farkındaydım. Ve çok da hoşlanıyordum bundan...
Her
zaman:
-"Benim
senden bir beklentim yok ki," derdi. "Bu hayal, bu masal dünya- sında,
gençliğimin, o temiz, o beklentisiz duygusallığını yeniden yaşatı- yorsun
bana. Ben, bir masal dünyasının peri kızını buldum, aşık oldum ona.
Bilgisayar denen bu sihirli kutuda, sesini bile duymadığım halde, bir büyü
gerçekleşti. Bir sihirbazın büyülü küresinden ulaşıyor gibiyim
sana."
Kızıyordum,
ona o zamanlar:
-"Ama"
diyordum. "Sen, beni tanımıyorsun bile. Bir kadın olduğum dışında
bir bilgin yok benim hakkımda. Bana nasıl aşık olabilirsin ki? Gerçek dışı
bir ilişki, bir hayal bu. Hani, bari gerçeğe dönüşebilseydi,
belki..."
Aptal
herif, benim bu sözlerimdeki daveti bile algılayamıyor, yahut da algılamak
istemiyordu. Nasıl bir adamdı bu. Sevgime, bir de merak karışmasın mı?...
-"Aşık
olduğum kişinin bir kadın olması doğal bir şey," diye yanıtlıyordu
salak. "Ben bir erkeğim, sevgilimin bir kadın olması çok doğal, ne var
bunda?"
-"Ama,"diyordum.
"Tanımıyorsun, nasıl biri olduğumu bile bilmiyorsun. Bu nasıl
olur?.."
-"Ama
ben," diyordu o, "mektuplarında yazdıklarından, hatta yazmadık-
larından
tanıdım artık. Bana yazdığın mektupların satır aralarında
okuyabiliyorum seni. Söylemediklerini, söylemek istemediklerini bile... Sende,
ruhuma ulaşan, orada benimle bütünleşen, belki de senin bile bilmediğin,
tanımadığın bir kadın var. Işte ben, o kadına aşık oldum."
Sonrasında,
bana anlatmağa çalıştığı ben'i, ben de tanır gibi oluyordum. Çok
uzaklarda kalan, liseden tanıdığım, üniversite sıraları arasında
kaybettiğim genç kızdı o anlatmaya çalıştığı, aşık olduğu kadın
galiba. Ama o ölmemiş miydi? Öldürmemişler miydi onu?..
Bir gün:
-"Bak
sevgilim" dedim ona.
Evet,
'sevgilim' diyordum artık ona. Delirmiş olmalıyım...
-"Ben,
senin sandığın, hayalinde canlandırdığın kadın değilim," diye
devam ettim. "Gerçekten tanısaydın beni, sevmezdin; belki nefret bile
ederdin benden."
O:
-"Hiç
mühim değil" diye cevap verdi. "Ben seni, sende bulduğum Sanal
Sevgilimi, kendime göre şekillendirdim. O'na bir karakter, bir kimlik yükledim;
benim aşık olduğum kadın o. Senin, o olmaman benim için ne fark ettirir ki.
Bana, o içli aşk mektuplarını yazan, benimle konuşan o işte. Gerçek hayatında
kim ve ne olduğun beni neden ilgilendirsin ki. Sen, nasıl mutlu oluyorsan, o
şekilde yaşamaya devam et. Ben, bu sanal ortamda tanıyıp sevdiğim o kadına
aşığım ve o'nun sen olduğundan da eminim. Sen, kendini başkası sansan da
bu gerçek değişmez ki..."
Bu adam
deli ayol. Yeni yeni farkediyorum ama, gerçekten de mektup- larında bana birkaç
masum öpücük göndermenin dışında, cinsel bir talebi, hatta bir birlikte
olma arzusu bile belirtmemişti henüz. Bir gün bütün cesaretimi topladım ve
açıkça:
-"Gerçek
dünyada da buluşalım seninle," dedim.
Inanır
mısınız, kabul etmedi adam ayol... Işte ilk defa da o zaman:
-
"Sen, benim Sanal Sevgilimsin" dedi bana. "Bırak, bu ilişki, bu
sanal ortamda böylece sürüp gitsin. Biz 'Sanal Sevgililer' olarak kalalım
seninle, sonuna kadar."
Inanamadım.
ısrar ettim. Kesin bir:
-"Hayır"
cevabı aldım. "Olmaz" dedi." Şu anda o kadar güzel, o kadar
erişilmez bir aşk yaşıyoruz ki, bu büyünün bozulmasına, bu güzel ilişkinin
yıpranmasına dayanamam ben."
-"Neden?"
Diye ısrar ettim. "Bunu nereden biliyorsun ki? Belki de bu ayrılık acısına
bir son vermiş, kavuşmuş oluruz."
-"Ya
tersi olursa ne yaparız?" Diye yanıtladı. "Dayanamam ben buna... Yaşamımızın
bundan sonrasında, bir daha da bulamıyacağımızdan emin olduğum, böylesine
büyük, böylesine güzel, böylesine gizemli bir aşkı kaybetmeyi göze
alamam ben. Ya, görünce, benden hoşlanmazsan... Daha da mühimi, ya ben seni
umduğum gibi bulamayıp, beğenmeyiverirsem..."
Dedim
ya, bu adam deli. Beni, internet ortamında da olsa, reddeden ilk erkek de o
oldu galiba. Biliyor musunuz? Bu reddedilişin, bana verdiği mutluluğu
anlatamam. Deli miyim ne?..
Zavallı
Sanal Sevgilim... Beni kaybetmemek için reddetiği, benimle olma imkânına,
sonradan çok yanmıştır. Çünkü bir gün ben, terkediverdim onu.
Evet
bir akşam, bir sohbet odasında buluşup karşılıklı konuşabilmek istemişti
benimle. Benim gerçek hayatımın karmaşası ve iş zorunluluklarım, ayni
anda bilgisayar başında olmamıza olanak vermiyordu pek. Aynı saatte buluşmamızı
kolaylaştırmak için ona, cep telefonumun numarasını vermiştim. O
telefonumu çaldıracak, ben de onun o saatte bilgisayarı başında olduğunu
anlayarak bilgisayarımı açacaktım. Karşılıklı konuşma, hayır daha doğrusu
yazışma, imkanına kavuşacaktık böylece sözde...
Ama
gene, berbat ettim bu anlaşmayı da ben. Bir kaç gün sonraydı galiba, belli
bir saatte, bir sohbet odasında buluşmak için sözleşmiştik. Gerçek hayatımın
karmaşası içinde unutuvermişim işte. O saatte, gerçek hayatımın, o
anlamsız sevgililerimden birisiyle buluşmağa gitmeye kalkmayayım mı? Galiba
sarhoştum da. Her neyse, tam buluşmaya gittiğim sırada telefonum çaldı.
Ben, nasıl olduysa, açıverdim telefonu. Sözde hiç konuşmayacak,
birbirimizin sesini bile duymayacaktık. Benim sesimi duyunca, galiba o da şaşırdı
biraz. Bariton bir erkek sesi titreşti telefonda:
-"Şey"
diye mırıldandı. "Bendim arayan. Seni bekliyordum bilgisayarın başında.
Sözleşmiştik buluşmağa seninle de... Merak ettim aradım seni... Neden
geciktin?"
O anı
ve o anda hissettiklerimi anlatamam, çünkü ben de bilemiyorum pek. Kocasını
aldatırken yakalanan bir kadının içine düştüğü büyük panik içindeydim.
Saçmaladım:
-"Aniden,
bir arkadaşımın bana çok ihtiyacı olduğunu öğrendim. Ona gitmeğe mecbur
kaldım. Sana haber verme imkânı da bulamadım. Afedersin..." Diyebildim
sadece.
O,
hemen anladı gerçeği, gene her zamanki sakin haliyle:
-"Mühim
değil," dedi. "Sadece merak etmiştim seni. Gelemeyeceksin anlaşılan?"
-"Maalesef..."
diyebildim galiba.
Ama o
ses, o erkek sesi, kulaklarıma yapıştı kaldı. Tekrar tekrar çınladı
durdu kulaklarımda... Hayal gerçeğe, Sanal Sevgili, gerçek bir sevgiliye dönüşüvermişti
birden bire. Bu adam, bir gerçek, yakınımda bir yerlerde yaşayan, sevilen
bir erkekti artık.
Ve
birden bire içimdeki, o çok eskilerde kaybettiğim, gerçek ben'in isyanı ile
titredim. Ben ne yapıyordum allahaşkına!.. Yeniden ümitsiz bir aşkın pençesine
takılıp o ızdırap ve özlem dolu günlere mi dönecektim yeniden. Içimde
bir yerlerde gizli, hâlâ temiz kalmış o içli, o saf kız izin veremezdi
buna. Bu Sanal Sevgiliye aşık olan da oydu aslında. O kız, sevdiği adama
ihanet edemez, onu aldatamazdı. Başka bir ümidi de olmasa bile... Içimden,
ta derinlerde bir yerden : "Bitir bu işi!" Diye, feryat figan çırpınıp
duru- yordu, o aptal: "Bunu yapmamalıyım, onun, masallarda rastlanabilecek,
bu temiz aşkını böylesine suistimal etmemeliyim." Diyordu durmadan.
Bir kaç
gün sonra, ani bir kararla, bilgisayarın başına geçip 'artık bu sanal aşk
masalının bittiğini' yazdım ona. "Senin sesini duydum." Dedim ona.
"Gerçek olduğunu öğrendim artık. Böylesine ümitsiz bir aşkı,
tekrar yaşa- yabilecek, yürütebilecek gücüm yok benim. Ben, buna
dayanamayacak kadar yaşlı bir kadınım ve sana uymak, seninle devam etmek
benim gücümü aşıyor.." Bir şeyler daha söyledim galiba ama, onun söylediklerime
bir mana, bu ani ayrılığa bir anlam veremeyeceğini de çok iyi tahmin
edebiliyordum. Çok kararlıydım o an. Onun ne kadar üzüleceğini, hatta yıkılacağını
da biliyordum tabii... Oh olsun işte!.. Benim, onun sandığı kadın olmadığımı
kaç kere anlatmağa çalıştım ona. Sevmeseydi beni. Ne yapalım yani?!. Iyi
de, ben de sevmemiş, ümitsiz bir aşkla bağlanmamış- mıydım ona. Işte bu
gerçek beni, daha da çok kızdırıyor ya... Benim, ümitsiz bir aşk içinde
kıvranıp mahvolmamın sebebi, bu geleceği olmayan, büyük aşklar değil mi
yani? Ben, normal bir kadın, bir insan değil miyim? Neden bu, hep de benim başıma
geliyor ki? Yoksa ben, herkesten fazla mı kapılıveriyorum, herkesten fazla mı
ciddiye alıyorum aşkı?..
Bu, ani
terkediş, bir zamanlar terkedilmiş olmanın bir nevi intikamı da oluyordu
galiba.
Bilgisayarımı,
son defa olarak kapattıktan sonra, bir şey çok şaşırttı beni. Ellerimin
üstünde, bilgisayarım ve masamın üstündeki kağıtlarda küçük damlacıklar
vardı. Birileri ağlıyor muydu ne? Ağlayan, bu aptal kadın ben değildim,
ben olamazdım.
Peki,
kimdi bu ağlayan kadın?!..
|