İnsan ruhunun en yuksek ,en mukemmel
melekelerinden biri imajinasyondur.
İmajinasyon melekesi hic bir maddesel
dayanaga sahip degildir. Maddesel bir izahı yoktur.Maddesel
tarifler ve anlayışlar icerisinde kalınarak acıklanmaya calışılan
bir takım ruh halleri ile de alakası yoktur.
Freud tarzı şuuraltı mekanizmaları
ile de hic alakası yoktur. Yaratıcı imajinasyon tamamen muteal
bir konudur.
İmajinasyon oyle kudretli mekanizmadır
ki , bizi parmagına dolar , istedigi gibi oynatır. Yeter ki biz
o melekenin faliyetine gecişine engel olmayalım , ona gereken
ilgi dikkat ve enerjiyi verelim. İmajinasyon ,butun şuuraltı
mekanizmalarının ortaklaşa calışabilmesi icin gerekli olan
sistemdir.
Hucreler arası haberleşmeyi fizikoşimik
yoldan kan nasıl saglıyorsa , şuuraltındaki butun malzemenin
de irtibatını imajinasyon (tahayyul) melekesi meydana getirir.
Bizim ic benligimizle , dışarıdan tekrar iceri almak zorunda
kaldıgımız bir takım unsurların hepsini bilen hepsine teker
teker etki edebilen
Guc imajinasyon melekesidir. Nasıl duşunursek
, nasıl tahayyul edebilirsek , o halleri belirli sureler ve
cabalar tahtında bedenimizde veya etrafımızda meydana getiren
bu melekedir. Mesela, ruhsal tedavinin, psikolojik tedavinin esası
imajinasyon melekesinin faaliyete gecirilmesidir.
Ruh etudu icin , insanların sufli ve
gunahkar addettikleri bir bedenle tetkike girişir.
Ve bu yuzden onunla, bedeninden ayrıldıgında
, bilgiden ve tecruben başka hic bir şey gelmez. Cunku o,
vazifesini yapmaktan başka hic bir harekette bulunmamıştır.
Nasıl ki bir cicek koleksiyonu meraklısı koleksiyonuna her nevi
cicek tedarik etmek isterse , ruh da tekamul icin her turlu
bilgiyi edinmek icin en guc tecrubelere bile razı olur. Ruh icin
sufli olan bir şey yoktur ; ancak ulvi olan tekamul yolunda calışmak
vardır.
Hic bir şeyi hor gormemenin temeli .
Buna ait sufi literaturunde de buyuk nasihatlar vardır. İnsanlara
karşı her ne olursa olsun , hepsi Allahın kuludur.
Hepsinin ayrı bir gorevi vazifesi vardır.
Her şey Allahın rahmeti icerisinde ve şefkati koruması altında
oldugundan o da kendine gore iş gormektedir.
İyilik ve kotuluk , dunya menfaatlerine
gore dunya nizamı icin icad edilen izafi kıymetlerdir. Yani
dunya menfaati demek , egoistce menfaat manasına degil , dunyanın
şartlarına tesirlerine uygun olarak , insanların evet ve hayır
nizamına baglı olmak uzere pozitif ve negatif nizamında en
kestirme bir şekilde , en otomatik bir şekilde hareket
edebilmeleri icin , iyi ve guzel, gunah ve sevab ikilemesi
mevcuttur. Bu en kestirme yoldur. Cunku dunya şartlarına , dunya
icablarına uygun manasına gelir. Dunya icablarına uygun olmak
uzere , dunyada da mutemadiyen degişen bir tesir manzumesi soz
konusu degil , hep belli kanunlardan gelen belli derecelerde
tesirler vardır.
Ve insanda otomatizsasyonu icerisinde
ancak bu tesirlere belli bir degişmezlik icerisinde uyum saglıyabilir.
Yani A ise oyle kalacak . B ise oyle kalacak. Yani A , hem B dir,
hem A dır oldugu vakit, bu rolativiteye,
Bu degişken şuur haline , yaşamakta
olan varlıgın uymasına imkan yok.
Hic birimiz uyamayız. Mesela bu hem
kalemdir , hem ucaktır. Biz bu ikili dengeyi daha dogrusu ikili
rolativiteyi yapabilecek gucte degiliz.
Dunya menfaatlerine uygun olabilmesi icin
, ki o da hem aklın yapısına uygun oluyor , hem otomatik şahsiyetli
bir varlıgın , daha dogrusu otomatik bir organizmaya baglanmış
bir ruh varlıgının , daha rahatlıkla calışabilmesini temin
etmek maksadıyla aynen komputurde oldugu gibi , o ya 1 dir ya 0 dır.
Aynı nizam burada da gecerli . Dunya
menfaati , dunya nizamı oluyor.
Bazı şeylere iyi diyeceksin bazı şeylere
kotu diyeceksin. Cunku, bilginle, tecrubenle , gorgunle, ustun vasıflarınla
, sen , gercekten senin tekamulune uygun olan istikamette en iyi
şekilde yuruyebilecek guce geldigin vakit elin yanacak .Cunku sen
geri bir mahluksun .
Ama insan vicdanı, şuuru,anlayış
seviyesi, bilhassa anlayış seviyesi geliştikce , iyi denilen şeyin
neden iyi denilmiş oldugunu , kotu denilen şeyin neden kotu
denilmiş oldugunu , anlamaya başladıgı vakit, iyilik ve
kotuluk kavramı artık sizin kafanızdan kalkıyor. Bir bilgiye
donuşuyor. İyi diye vasıflandırdıgı şey , esasında
tekamulun modulasyonuna cok uygun şeyler oluyor. Kotu dedigi de
başka turlu tesirler meydana getiriyor.
İman ile dogmatik olarak bir takım
naas’lara bir takım degişmeyen kurallara baglı olarak yuruyen
insanlar icin de boyle ayırd edici , yani kılavuzlayan bir ceşit
fenerler gibi, parlayıp sonen şeyler , gunahlar ve sevaplarla
hareket ederek kendi kusurlarından dogacak olan yuk
hafifletiliyor.
Gunah ve sevap ayırımında buyuk bir şefaat
vardır. Eger sadece insanların idrakine, anlayışına bırakılmış
olsaydı gunahı ve sevabı ayırd etmeden hepsini aynı derecede
yapıp , korkunc bir sorumluluk ve yuk altına duşerdi insanlar.
En buyuk şefaat, Rahim Allah sozu , gunahı ve sevabı ayırd
etmesidir. Şunları şunları yaparsan bunların sonucunda sana
gelecek olan tesir , musbet doner. Bunları bunları yapacak
olursan , bunların sonucunda sana gelecek tesir menfi doner,
diyor. Cunku sen o devredesin ve başka turlu hareket etmek
gucunde degilsin. Cok cok ilerileri gorup anlayıp onları gerisin
geriye katlayarak , sebeb-netice mekanizmasını takip edip
ondekini daha ileriden keşfedemezsin. Ben keşfettim biliyorum,
diyor. Ruhsal tebligatı veren sistemler, bu boyledir diyor.Sen
henuz yeni yuruyorsun , bizim sana bir şefaatimiz olacak . Onun
icin bize itaat et , kul ol , seni bu badireden gecirelim. Başka
turlu gelişemezsin . Belli bir tesirin icinden seni gecirmem lazım
. bu bir ameliyedir. Buradan demir parcası girecek diger taraftan
işlenmiş tencere olarak cıkacaksın. Ama binbir turlu yerlerden
geciyorsun . Dunya nizamı icin , yani henuz cocukluk devrini
geciren bir planetin nizamını korumak icin iyilik kotuluk kavramı
, gunah sevab kavramı ortaya konmuştur. Anlayışı guclenen bir
insanın bir takım nasiblerle bilgisi gelişen , bazı şeylerin
farkına varan kendini ve dışı gozlerken ikisi arasında
munasebetler kurabilen bilhassa kendini rabbini tanıma yolunda
cehit sarf eden bir insanın , artık bu iyilik ve kotuluk gibi
ikili kavramın dışında , ikisini birleştiren bir senteze ,
bir bilgiye ulaşması gerekir.
Bilgiye ulaşmış olan bir insanın
iyilik ve kotuluk gibi bir bakıma hakikaten dunya menfatine
dayanan bir aracla yurumesi mumkun degildir ve yalnıştır.
Fakat şartladırılma o kadar guclu ve
temellidir ki ne kadar gelişrseniz gelişin bu sefer iyilik ve
kotuluk kavramı vicdani ve gayri vicdani olarak karşınıza cıkıyor.
Bilgisini elde ettigi anda o işin , yani vicdan denen o bazdan o
telkinin sonucunda ortaya cıkan bu otomatizmaya has , ama biraz
yuksek otomatizmaya has ayırd etme işlemi de ortadan kalkar. Bu
mutlu bir şeymidir? Yerine gore vicdanın dengeleme gorevinin ,
yahut kılavuzlama gorevinin azalması yerine gore , bilginin
yerine , bilginin menfaatine olarak terk ederek vicdanın
tesirinin azalması , iyi bir şeydir. Ama bilginin lehine olmadan
vicdanın yerini terk etmesi iyi bir şey degildir. Cunku sizi kılavuzlayacak
olan artık herhangi bir otomatik sinyal verici, musbet cakar
yoktur ortada. Karanlıkta kalmış , sancagını , iskelesini şaşırmış
bir kaptan gibi. Ne tarafa gidecegi belli degil . O halde , her
halukarda bu tip arızalar olabilecegini nazarı itibare alarak
hic unutmadan daima vicdanın otomatik uyarıcı mekanizmasını
hep canlı tutmak lazım. Kendi menfaatimiz icin.
Gene anlayışlı hareket edelim ama ,
vicdanı hic bir zaman ortadan kaldırmayalım. Daima onun pilleri
şarjlı olmalıdır. Yani şehir ceryanı kesilir kesilmez ,
sizin piller devreye girmeli. Siz kendinizi unuttugunuz vakit ,
dalgınlaştıgınız vakit , şuurunuz karardıgı vakit , buyuk
rahatsızlıklar icinde kalıp da kontrolu kaybettiginiz zaman ,
otomatik bir hayat icerisine giridiginiz zaman , bize kim yol
gosterecek? Uyanıklıkta butun bunların olması lazım . Uyanık
adamda şuur kaybı vb. olmaz.
Bizim hatlarda daima arıza olacaktır. O
halde bu sinyali bize verecek olan bir kılavuz orada kırmızı
ışık cakacak , kucuk melegimizin devamlı bulunması lazım.
Onu da daima şarjda tutmak lazım . Siz gene elinize fırsat
gectikce , kararları bilginizle veriniz. Ama hic bir zaman vicdanın
ikazını , sesini susturmaya kalkmayınız. İşte o zaman insan
spritualisttir. Sprituel yaşam nasıldır ‘ın en guzel
cevaplarından biri budur. Hem aklınızı hem bilginizi kullanırsınız,
hemde vicdanınız daima cakar. Ama bunun dışında yaşamakta
olan bir materyalist işte bunu yapamaz. Yani kayıpta olan insandır
o.
Gercek manasıyla yoktur. İstedigi şekilde
onu susuturur ve yok eder.
Bu caktıgı vakit , o kişi hem
bilgilidir, hem adalet duygusuna sahiptir, hem sevecendir, hem
mutludur, hem mutlu eder vb..
Hemde rahatlıkla dunyanın butun icablarını
yerine getirir.
Ne bunalır ne bunaltır. Her şeyi
kullanır. Butun manevi ve maddi gucleri mumkun oldugu kadar
kendinde toplayabilir. Ama bu caksın . Cunku heryerde aynı uyanıklıkla
, aynı devre icerisinde bulunamıyoruz.
Bu hayatımızın her an icerisinde belli
bir şey . Kendinizi kontrol ediniz .
Bir an varsınız bir an yoksunuz. Ama
vicdan oyle bir şeydir ki sizin icin hic uyumuyor O......
Ne kadar pozitif bir insan olursak olalım
, arada sırada hepimiz negatif duşunceler saplanırız ve bu
negatif duşunce şekillerimiz , buyuk enerji paketlerinden hic
durmadan beslenir. Uzerimize hucum eder ; şeytana uymak budur.
Sevginin sevgiyi , nefretin nefreti
cekmesi bu şekilde calışır. Aslında bir şeyden nefret etmek
eger marazi halde degilse , egonun hırpalanmasından ileri gelmiştir.
Eger hırpalanan ego , telafiye tabi tutulacak bir odullendirme
ile karşılaşırsa yavaş yavaş bu nefret gevşer, rahatlar,
hele ozur de dilenirse , bilhassa odullendirilirse…
Odullendirme cok onemli bir mekanizmadır;
maddesel bir mukafat olmadan ,
Bir tatlı dil ,bir yuz ifadesi , bir
guluş bir tavır dahi mukafat yerine gecebilir.
Hepimizin de odullendirmeye ihtiyacı
vardır. Odullendirme iyi bir gudu mekanizmasıdır cunku icinde
bulundurdugumuz o kırgınlık ve nefret hissini negatif halden
kurtarmak icin boyle bir mudahale gereklidir. Nefret hissinin
kaybolması icin icerdeki benligin tatmin olması ve iknası şarttır.
İcindeki benligi tatmin olan insan , sabit negatif yayın noktasından
kaymaya başlar frekans degişir. Cunku ozur dilenmiştir ,
Hareketlerle ve sozlerle suc kabul edilmiştir
Af dilenmiştir ve sonuc olarak kendisine
kıymet verilmiştir. Kısacası benlik odullendirilmiştir….Benligin
dalga fonksiyonu yerine başka bir benligin dalga
Fonksiyonu module olmuştur. Teknik bir
ifadeyle…
Cunku nefsimiz olmasa pek cok tecrubeyi
yapamayız. Pek cok biligimiz eksik kalır. Biz cahillimizin vermiş
oldugu biligilerden faydalanan varlıklarız.
Eger cahil olmasak biligiyi aramayız.
Bilgiyi aramak da once nefsaniyet kanalından gecerek olacaktır.
Varlık boyle araştırma yapa yapa evrimleşir.
Bize bunları nefsaniyet yaptırır, o
yuzden de cok gerekli bir motivasyondur.
Nefsaniyetin temeli de bilgisizlik
cahillik olduguna gore , hareket ettirici motifler de bilgiyi arttırmak
icin yapılan bilgi alabilme , olgunlaşma araştırmalarıdır.
Sevgi dolu pırıl pırıl yumaklardan
veya negatif enerji yuklu yumaklardan yararlanmak varlıgın kendi
elindedir…….