S

A

B

A

H

 

 K A H V E S İ

Bir acı kahvenin kırkyıl hatırı vardır. Dostluklar paylaştıkça kıymetlenir.

 

 

Majnasyon Ve Ego

Atilla Demirbüken

 


  

İnsan ruhunun en yuksek ,en mukemmel melekelerinden biri imajinasyondur.

İmajinasyon melekesi hic bir maddesel dayanaga sahip degildir. Maddesel bir izahı yoktur.Maddesel tarifler ve anlayışlar icerisinde kalınarak acıklanmaya calışılan bir takım ruh halleri ile de alakası yoktur.

Freud tarzı şuuraltı mekanizmaları ile de hic alakası yoktur. Yaratıcı imajinasyon tamamen muteal bir konudur.

İmajinasyon oyle kudretli mekanizmadır ki , bizi parmagına dolar , istedigi gibi oynatır. Yeter ki biz o melekenin faliyetine gecişine engel olmayalım , ona gereken ilgi dikkat ve enerjiyi verelim. İmajinasyon ,butun şuuraltı mekanizmalarının ortaklaşa calışabilmesi icin gerekli olan sistemdir.

Hucreler arası haberleşmeyi fizikoşimik yoldan kan nasıl saglıyorsa , şuuraltındaki butun malzemenin de irtibatını imajinasyon (tahayyul) melekesi meydana getirir. Bizim ic benligimizle , dışarıdan tekrar iceri almak zorunda kaldıgımız bir takım unsurların hepsini bilen hepsine teker teker etki edebilen

Guc imajinasyon melekesidir. Nasıl duşunursek , nasıl tahayyul edebilirsek , o halleri belirli sureler ve cabalar tahtında bedenimizde veya etrafımızda meydana getiren bu melekedir. Mesela, ruhsal tedavinin, psikolojik tedavinin esası imajinasyon melekesinin faaliyete gecirilmesidir.

Ruh etudu icin , insanların sufli ve gunahkar addettikleri bir bedenle tetkike girişir.

Ve bu yuzden onunla, bedeninden ayrıldıgında , bilgiden ve tecruben başka hic bir şey gelmez. Cunku o, vazifesini yapmaktan başka hic bir harekette bulunmamıştır. Nasıl ki bir cicek koleksiyonu meraklısı koleksiyonuna her nevi cicek tedarik etmek isterse , ruh da tekamul icin her turlu bilgiyi edinmek icin en guc tecrubelere bile razı olur. Ruh icin sufli olan bir şey yoktur ; ancak ulvi olan tekamul yolunda calışmak vardır.

Hic bir şeyi hor gormemenin temeli . Buna ait sufi literaturunde de buyuk nasihatlar vardır. İnsanlara karşı her ne olursa olsun , hepsi Allahın kuludur.

Hepsinin ayrı bir gorevi vazifesi vardır. Her şey Allahın rahmeti icerisinde ve şefkati koruması altında oldugundan o da kendine gore iş gormektedir.

İyilik ve kotuluk , dunya menfaatlerine gore dunya nizamı icin icad edilen izafi kıymetlerdir. Yani dunya menfaati demek , egoistce menfaat manasına degil , dunyanın şartlarına tesirlerine uygun olarak , insanların evet ve hayır nizamına baglı olmak uzere pozitif ve negatif nizamında en kestirme bir şekilde , en otomatik bir şekilde hareket edebilmeleri icin , iyi ve guzel, gunah ve sevab ikilemesi mevcuttur. Bu en kestirme yoldur. Cunku dunya şartlarına , dunya icablarına uygun manasına gelir. Dunya icablarına uygun olmak uzere , dunyada da mutemadiyen degişen bir tesir manzumesi soz konusu degil , hep belli kanunlardan gelen belli derecelerde tesirler vardır.

Ve insanda otomatizsasyonu icerisinde ancak bu tesirlere belli bir degişmezlik icerisinde uyum saglıyabilir. Yani A ise oyle kalacak . B ise oyle kalacak. Yani A , hem B dir, hem A dır oldugu vakit, bu rolativiteye,

Bu degişken şuur haline , yaşamakta olan varlıgın uymasına imkan yok.

Hic birimiz uyamayız. Mesela bu hem kalemdir , hem ucaktır. Biz bu ikili dengeyi daha dogrusu ikili rolativiteyi yapabilecek gucte degiliz.

Dunya menfaatlerine uygun olabilmesi icin , ki o da hem aklın yapısına uygun oluyor , hem otomatik şahsiyetli bir varlıgın , daha dogrusu otomatik bir organizmaya baglanmış bir ruh varlıgının , daha rahatlıkla calışabilmesini temin etmek maksadıyla aynen komputurde oldugu gibi , o ya 1 dir ya 0 dır.

Aynı nizam burada da gecerli . Dunya menfaati , dunya nizamı oluyor.

Bazı şeylere iyi diyeceksin bazı şeylere kotu diyeceksin. Cunku, bilginle, tecrubenle , gorgunle, ustun vasıflarınla , sen , gercekten senin tekamulune uygun olan istikamette en iyi şekilde yuruyebilecek guce geldigin vakit elin yanacak .Cunku sen geri bir mahluksun .

Ama insan vicdanı, şuuru,anlayış seviyesi, bilhassa anlayış seviyesi geliştikce , iyi denilen şeyin neden iyi denilmiş oldugunu , kotu denilen şeyin neden kotu denilmiş oldugunu , anlamaya başladıgı vakit, iyilik ve kotuluk kavramı artık sizin kafanızdan kalkıyor. Bir bilgiye donuşuyor. İyi diye vasıflandırdıgı şey , esasında tekamulun modulasyonuna cok uygun şeyler oluyor. Kotu dedigi de başka turlu tesirler meydana getiriyor.

İman ile dogmatik olarak bir takım naas’lara bir takım degişmeyen kurallara baglı olarak yuruyen insanlar icin de boyle ayırd edici , yani kılavuzlayan bir ceşit fenerler gibi, parlayıp sonen şeyler , gunahlar ve sevaplarla hareket ederek kendi kusurlarından dogacak olan yuk hafifletiliyor.

Gunah ve sevap ayırımında buyuk bir şefaat vardır. Eger sadece insanların idrakine, anlayışına bırakılmış olsaydı gunahı ve sevabı ayırd etmeden hepsini aynı derecede yapıp , korkunc bir sorumluluk ve yuk altına duşerdi insanlar. En buyuk şefaat, Rahim Allah sozu , gunahı ve sevabı ayırd etmesidir. Şunları şunları yaparsan bunların sonucunda sana gelecek olan tesir , musbet doner. Bunları bunları yapacak olursan , bunların sonucunda sana gelecek tesir menfi doner, diyor. Cunku sen o devredesin ve başka turlu hareket etmek gucunde degilsin. Cok cok ilerileri gorup anlayıp onları gerisin geriye katlayarak , sebeb-netice mekanizmasını takip edip ondekini daha ileriden keşfedemezsin. Ben keşfettim biliyorum, diyor. Ruhsal tebligatı veren sistemler, bu boyledir diyor.Sen henuz yeni yuruyorsun , bizim sana bir şefaatimiz olacak . Onun icin bize itaat et , kul ol , seni bu badireden gecirelim. Başka turlu gelişemezsin . Belli bir tesirin icinden seni gecirmem lazım . bu bir ameliyedir. Buradan demir parcası girecek diger taraftan işlenmiş tencere olarak cıkacaksın. Ama binbir turlu yerlerden geciyorsun . Dunya nizamı icin , yani henuz cocukluk devrini geciren bir planetin nizamını korumak icin iyilik kotuluk kavramı , gunah sevab kavramı ortaya konmuştur. Anlayışı guclenen bir insanın bir takım nasiblerle bilgisi gelişen , bazı şeylerin farkına varan kendini ve dışı gozlerken ikisi arasında munasebetler kurabilen bilhassa kendini rabbini tanıma yolunda cehit sarf eden bir insanın , artık bu iyilik ve kotuluk gibi ikili kavramın dışında , ikisini birleştiren bir senteze , bir bilgiye ulaşması gerekir.

Bilgiye ulaşmış olan bir insanın iyilik ve kotuluk gibi bir bakıma hakikaten dunya menfatine dayanan bir aracla yurumesi mumkun degildir ve yalnıştır.

Fakat şartladırılma o kadar guclu ve temellidir ki ne kadar gelişrseniz gelişin bu sefer iyilik ve kotuluk kavramı vicdani ve gayri vicdani olarak karşınıza cıkıyor. Bilgisini elde ettigi anda o işin , yani vicdan denen o bazdan o telkinin sonucunda ortaya cıkan bu otomatizmaya has , ama biraz yuksek otomatizmaya has ayırd etme işlemi de ortadan kalkar. Bu mutlu bir şeymidir? Yerine gore vicdanın dengeleme gorevinin , yahut kılavuzlama gorevinin azalması yerine gore , bilginin yerine , bilginin menfaatine olarak terk ederek vicdanın tesirinin azalması , iyi bir şeydir. Ama bilginin lehine olmadan vicdanın yerini terk etmesi iyi bir şey degildir. Cunku sizi kılavuzlayacak olan artık herhangi bir otomatik sinyal verici, musbet cakar yoktur ortada. Karanlıkta kalmış , sancagını , iskelesini şaşırmış bir kaptan gibi. Ne tarafa gidecegi belli degil . O halde , her halukarda bu tip arızalar olabilecegini nazarı itibare alarak hic unutmadan daima vicdanın otomatik uyarıcı mekanizmasını hep canlı tutmak lazım. Kendi menfaatimiz icin.

Gene anlayışlı hareket edelim ama , vicdanı hic bir zaman ortadan kaldırmayalım. Daima onun pilleri şarjlı olmalıdır. Yani şehir ceryanı kesilir kesilmez , sizin piller devreye girmeli. Siz kendinizi unuttugunuz vakit , dalgınlaştıgınız vakit , şuurunuz karardıgı vakit , buyuk rahatsızlıklar icinde kalıp da kontrolu kaybettiginiz zaman , otomatik bir hayat icerisine giridiginiz zaman , bize kim yol gosterecek? Uyanıklıkta butun bunların olması lazım . Uyanık adamda şuur kaybı vb. olmaz.

Bizim hatlarda daima arıza olacaktır. O halde bu sinyali bize verecek olan bir kılavuz orada kırmızı ışık cakacak , kucuk melegimizin devamlı bulunması lazım. Onu da daima şarjda tutmak lazım . Siz gene elinize fırsat gectikce , kararları bilginizle veriniz. Ama hic bir zaman vicdanın ikazını , sesini susturmaya kalkmayınız. İşte o zaman insan spritualisttir. Sprituel yaşam nasıldır ‘ın en guzel cevaplarından biri budur. Hem aklınızı hem bilginizi kullanırsınız, hemde vicdanınız daima cakar. Ama bunun dışında yaşamakta olan bir materyalist işte bunu yapamaz. Yani kayıpta olan insandır o.

Gercek manasıyla yoktur. İstedigi şekilde onu susuturur ve yok eder.

Bu caktıgı vakit , o kişi hem bilgilidir, hem adalet duygusuna sahiptir, hem sevecendir, hem mutludur, hem mutlu eder vb..

Hemde rahatlıkla dunyanın butun icablarını yerine getirir.

Ne bunalır ne bunaltır. Her şeyi kullanır. Butun manevi ve maddi gucleri mumkun oldugu kadar kendinde toplayabilir. Ama bu caksın . Cunku heryerde aynı uyanıklıkla , aynı devre icerisinde bulunamıyoruz.

Bu hayatımızın her an icerisinde belli bir şey . Kendinizi kontrol ediniz .

Bir an varsınız bir an yoksunuz. Ama vicdan oyle bir şeydir ki sizin icin hic uyumuyor O......

 

Ne kadar pozitif bir insan olursak olalım , arada sırada hepimiz negatif duşunceler saplanırız ve bu negatif duşunce şekillerimiz , buyuk enerji paketlerinden hic durmadan beslenir. Uzerimize hucum eder ; şeytana uymak budur.

Sevginin sevgiyi , nefretin nefreti cekmesi bu şekilde calışır. Aslında bir şeyden nefret etmek eger marazi halde degilse , egonun hırpalanmasından ileri gelmiştir. Eger hırpalanan ego , telafiye tabi tutulacak bir odullendirme ile karşılaşırsa yavaş yavaş bu nefret gevşer, rahatlar, hele ozur de dilenirse , bilhassa odullendirilirse…

Odullendirme cok onemli bir mekanizmadır; maddesel bir mukafat olmadan ,

Bir tatlı dil ,bir yuz ifadesi , bir guluş bir tavır dahi mukafat yerine gecebilir.

Hepimizin de odullendirmeye ihtiyacı vardır. Odullendirme iyi bir gudu mekanizmasıdır cunku icinde bulundurdugumuz o kırgınlık ve nefret hissini negatif halden kurtarmak icin boyle bir mudahale gereklidir. Nefret hissinin kaybolması icin icerdeki benligin tatmin olması ve iknası şarttır. İcindeki benligi tatmin olan insan , sabit negatif yayın noktasından kaymaya başlar frekans degişir. Cunku ozur dilenmiştir , Hareketlerle ve sozlerle suc kabul edilmiştir

Af dilenmiştir ve sonuc olarak kendisine kıymet verilmiştir. Kısacası benlik odullendirilmiştir….Benligin dalga fonksiyonu yerine başka bir benligin dalga

Fonksiyonu module olmuştur. Teknik bir ifadeyle…

Cunku nefsimiz olmasa pek cok tecrubeyi yapamayız. Pek cok biligimiz eksik kalır. Biz cahillimizin vermiş oldugu biligilerden faydalanan varlıklarız.

Eger cahil olmasak biligiyi aramayız. Bilgiyi aramak da once nefsaniyet kanalından gecerek olacaktır. Varlık boyle araştırma yapa yapa evrimleşir.

Bize bunları nefsaniyet yaptırır, o yuzden de cok gerekli bir motivasyondur.

Nefsaniyetin temeli de bilgisizlik cahillik olduguna gore , hareket ettirici motifler de bilgiyi arttırmak icin yapılan bilgi alabilme , olgunlaşma araştırmalarıdır.

Sevgi dolu pırıl pırıl yumaklardan veya negatif enerji yuklu yumaklardan yararlanmak varlıgın kendi elindedir…….


 

 

 

 

 

 

 

 

Yazmak İsterseniz info@sabahkahvesi.com